ÇİĞ BADEM
Bir insan, hepimize söylüyorum, çölde yürürken; o boşlukta, o hiçlikte, kum ve güneşin olduğu bir yerde yürürken nasıl oluyor da koca bir şehri zincire takıp çekmeye çalışıyor?
Gözlem / İlim / Şahitlik
Bir insan, hepimize söylüyorum, çölde yürürken; o boşlukta, o hiçlikte, kum ve güneşin olduğu bir yerde yürürken nasıl oluyor da koca bir şehri zincire takıp çekmeye çalışıyor?
Benim zihnim makroekonomik dengeler, jeopolitik stratejiler ve memleketin bu darboğazdan nasıl kurtulacağı gibi mühim meselelerle -sahne arkasında- meşgulken, kalkıp bir fatura kuyruğunda vakit mi kaybedecektim?
Şahsiyetli olmak, işte bu iki uçurumun tam ortasında, sırat-ı müstakim üzere bir duruş ahlakı geliştirmektir. Kendi sınırlarını bilmek, başkasının hududuna hürmet etmekle başlar. Zira kendi hukukunu koruyamayanın başkasına adaletle muamele etmesi ham bir hayalden ibarettir.
Kime ne diyeceğimizi şaşırdık. Yukarısı bıyık, aşağısı sakal. Hepsi bizim ama durum enteresan. Elbette kesin bir hat çizerek diyeceğini diyenler oldu. Lakin vehmin getireceği sonuçlar çok masumane kalmayabiliyor. En büyük zararı ise vehmi yaşayan görüyor; ondan sonra etrafına sıçrıyor, eski İstanbul yangınları gibi.
Unutma Küçük Prens, nasıl ışığın etrafında dönen pervaneler varsa, pisliğin etrafında dönen sinekler de var. Elbette bunun bir hikmeti vardır; orasını bilemem.
Değişirken yaşayacağımız “öyle olur, şöyle olurlar”ın kalbini bir türlü rahat bırakmaması ve yorması, tarifsiz bir direnç oluşturuyor. Hâlbuki ne olacak değil mi? Basit bir cümle.
Oysa aşk dediğimiz şey bizi bize gösteren bir ayna değil miydi? Gözlerimiz ne zaman bu kadar kör oldu, ne zaman kendi yansımamızdan korkar hale geldik?
Adam Müslüman olmuş, sünnet olmuş. Belki oldu mu, onu da bilmiyorum; ona göre kestirmek evrensel insan haklarına uymuyordur. Diyelim oldu. Sonra diyorsun ki: “Düşündüm taşındım, biz Batı kültürüne göre zekât vermek… Bizim ahlakımıza uymuyor artık, bunun değişmesi lazım.”
Sen “var olacağım” dedikçe, selam dairende, yani yakınların için ölmeye ve silinmeye başlıyorsun. Gittikçe aynı bir cesedin çürümesi gibi, küçük prens. O sevdiğin şey artık bakılmayacak ve kokusuna bile dayanamayacağın biri hâline geliyor.
Bu durum da sana derin sorular sormana sebep kılıyor: “Ben kiminle olursam ben olurum?” Belki de “var” diye adlandırdığım varlığım nerede sonlandırırsam, yani değiştirmeye ve dönüşüme başlarsam ne olacağı...
” Neden bir yanımız iyileşmeyi, yenilenmeyi bu kadar çok isterken, diğer yanımız görünmez zincirlerle olduğumuz yere çakılı kalır?”
Zannetmiyorum. Eğer sen bunların esiri olmadığını gösteren hâller sergilemeye başladığında, yani bu bağımlılığından kurtulmaya niyet edip bunu eyleme döktüğünde, Allah sana daha iyisini vereceğini söylüyor.
Hakiki tevekkül, deveni bağladıktan sonra Allah'a güvenmektir; eylemsiz kalıp kaderi suçlamak ise pasif bir cehalettir