“İbrahim, gönlümü put sanıp da kıran kim?” Sen hâlâ onu düşünüyorsun.
CEHENNEME DİKİLEN FİDANLAR
“İbrahim, gönlümü put sanıp da kıran kim?” Sen hâlâ onu düşünüyorsun.
Gözlem / İlim / Şahitlik
Nefis ise kişiye girdiği günahı sürdürmesi için asla durup düşünmeye, tahlil etmeye, bu alanda kıyaslar yapmaya alan bırakmamaya çalışır. Daima ileriye gitmesini öğütler. Yalancı hülyalarla beynini uyuşturur. Onu haz bağımlısı yapmanın peşindedir.
Karşımda, tozun ve dumanın içinden bana bakan bir çift göz vardı. Ama bu gözler bir heykele ya da bir düşmana ait değildi. Kristal bir berraklıkla parlayan devasa bir ayna, az önce ektiğim tüm o kibri, korkuyu, kıskançlığı ve öfkeyi yüzüme çarpıyordu.
Mest-i cânân olmuşlar, bülbül gibi şakıyorlar. Derdiyle, gamıyla yanan gönülleri divane olmuş. Mutlu, kutlu, şerefli; etrafı aydınlatan birer ulu şahsiyete dönüşmüşler. Ondan gayrı bir düşünce mümkün değil. Onları kodlayacak tek şey Cenab-ı Hak.
Geçici zevklerin de ebedi izler bırakacağı şuuruyla Allah’ın rahmet ve hıfzına sığınarak bunlardan mümkün olduğunca korunabilmek için iman diriliğine ulaşmaya çalışırlar.
İnsanın kutlu yolculuğu, dağlardan gelen sular gibi nasibiyle buluşana kadar; türlü yerlerden, zorluklardan ve kolaylıklardan, neşelerden ve ıstıraplardan geçerek ilerler.
Yasaklama, fiilden el çekme, kaçınma, engel olma gibi anlayabileceğimiz nehiy kavramına hayatlarında yer açarlar.
Her şeyden ve her yerden, dilediği yerden ve dilediği vasıtayla tecelli eder. Buna mukabil işiten ve okuyan bireyler farklı şekillerde idrak ederler. Herkes, Allah’ın elindeki vasıtalarla hem büyük bir şükran içinde olur hem de kibirlenmekten korunur. Bu, muhteşem bir hâl; küçük prens.
Doğru bilgilerin arasına zannilik katmanın şeytanlık olduğunu şuura getirerek bunu yapanları her kim olurlarsa olsunlar kendilerini nasıl sunduklarına itibar etmeden kararını vermelisin.
Netlik mükellefiyetlik getirir. Sorumluluk almaktır. Sebep sonuç ilişkisini sağlam esaslar üzerinden yorumlayıp kavrayarak emri yüklenmek anlamına gelir.
“İbrahim, gönlümü put sanıp da kıran kim?” Sen hâlâ onu düşünüyorsun.
Karşımda, tozun ve dumanın içinden bana bakan bir çift göz vardı. Ama bu gözler bir heykele ya da bir düşmana ait değildi. Kristal bir berraklıkla parlayan devasa bir ayna, az önce ektiğim tüm o kibri, korkuyu, kıskançlığı ve öfkeyi yüzüme çarpıyordu.
Mest-i cânân olmuşlar, bülbül gibi şakıyorlar. Derdiyle, gamıyla yanan gönülleri divane olmuş. Mutlu, kutlu, şerefli; etrafı aydınlatan birer ulu şahsiyete dönüşmüşler. Ondan gayrı bir düşünce mümkün değil. Onları kodlayacak tek şey Cenab-ı Hak.
İnsanın kutlu yolculuğu, dağlardan gelen sular gibi nasibiyle buluşana kadar; türlü yerlerden, zorluklardan ve kolaylıklardan, neşelerden ve ıstıraplardan geçerek ilerler.
Her şeyden ve her yerden, dilediği yerden ve dilediği vasıtayla tecelli eder. Buna mukabil işiten ve okuyan bireyler farklı şekillerde idrak ederler. Herkes, Allah’ın elindeki vasıtalarla hem büyük bir şükran içinde olur hem de kibirlenmekten korunur. Bu, muhteşem bir hâl; küçük prens.
Zor gerçekten; insanlar neler çekmiş. “Bunlar cahil” diyorsun… Peki şimdi çok mu farklı? Açıkça olmasa da sayısız tanrı var artık. O kadar şeye tapılıyor ki eskiler masum kalır. Onlar ne biliyorsa onunla yaşadı.
Nefis ise kişiye girdiği günahı sürdürmesi için asla durup düşünmeye, tahlil etmeye, bu alanda kıyaslar yapmaya alan bırakmamaya çalışır. Daima ileriye gitmesini öğütler. Yalancı hülyalarla beynini uyuşturur. Onu haz bağımlısı yapmanın peşindedir.
Geçici zevklerin de ebedi izler bırakacağı şuuruyla Allah’ın rahmet ve hıfzına sığınarak bunlardan mümkün olduğunca korunabilmek için iman diriliğine ulaşmaya çalışırlar.
Yasaklama, fiilden el çekme, kaçınma, engel olma gibi anlayabileceğimiz nehiy kavramına hayatlarında yer açarlar.
Doğru bilgilerin arasına zannilik katmanın şeytanlık olduğunu şuura getirerek bunu yapanları her kim olurlarsa olsunlar kendilerini nasıl sunduklarına itibar etmeden kararını vermelisin.
Netlik mükellefiyetlik getirir. Sorumluluk almaktır. Sebep sonuç ilişkisini sağlam esaslar üzerinden yorumlayıp kavrayarak emri yüklenmek anlamına gelir.
Güzel ahlak yolcuları tefekkür etmenin veriye yani alametlere dayalı olduğuna inanırlar. Derin düşünce olarak günümüz lisanıyla ifade ettiğimiz tefekkür boş boş düşünmek değildir. Akıl ile yapılır. Daha doğrusu bu neticeye aklederek ulaşılır.
Kendilik bilincine göre “Merkezlenmek”, bireyin kendi iç dünyasına, düşüncelerine, duygularına ve deneyimlerine odaklanarak, kendini anlama ve eylemlerini doğruya sevk etme sürecidir.
Önce insan aldandı. Öyle ki aldananlar çoğunlukla aldandığının farkına bile varamadı
Hayatımız boyunca her bilinçli anımızda duygularımızla hemdemiz.
Dünyada gördüğümüz farklılıklar arasında kıyas yaparak nimetlerin ve güzelliklerin bilincine varabilmemiz için Allah her şeyi zıddı ile var etmiştir.
“Emanet güven kaybedildiği zaman, yani işler ehli olmayan liyakatsizlere verildiği zaman kıyameti bekle.”
Kur’an-ı Kerim’de ve hadis-i şeriflerde, işlerin ehli olana yani layık olduğu kimselere verilmesi emrediliyor.
Kendi benlik ve zanları insanı hırs, kıskançlık gibi ifrat hallere sebebiyet verir. Göklerden gelen etkiler nefsi yönümüzü etkileyen önemli enerji frekanslar içerir ve bu bedenlerimizde şaşkınlık, pişmanlık, hırs, hevesi arttırır. Bizi sui zanlara, istemediğimiz sonuçlara maruz bırakır.