GÖLGELİ AŞK TUTULMASI

GÖLGELİ AŞK TUTULMASI

HATİCE FAHRUNNİSA YILMAZ

İçimizdeki gürültü dindiğinde geriye kalan tek şey, bir zamanlar hayatın tam ortasına konulan ama şimdi sadece izleri seyredilen o sessizlik olur. İnsan kendi hakikatine varabilmek için bazen en çok sığındığı limanları, en çok tutunduğu bağları teker teker çözmek zorunda kalır. Olaylar buna mecbur kılar bizi. Sünnetullâh’ın gereği de budur.

Bir zamanlar "biz" denilen ne varsa, zamanla her biri kendi yatağında akan ayrı birer nehre dönüşür. Ne bir kırgınlık kalır geriye ne de eski bir sitem... Sadece olanı olduğu gibi kabul etmenin, ifrat ile tefrit arasındaki o ince çizgide durup kendi merkezini bulmanın dinginliği başlar. Kendine varmak meğer insanın en uzun, en sessiz yolculuğuymuş.

Herkes bir şeylerin hesabını yaparken, dünyevi telaşların ve menfaatlerin gölgesinde aşk unutulurken, aslolan insanın kendi gölgesiyle yüzleşme derdidir. Sınırlar çizildikçe, kabuğa çekildikçe o derin aynada hakikat görünür hale gelir.

Artık ne bir beklentinin ağırlığı taşınır ne de geçmişin tortusu. Sadece varlığın bilincinde, katıksız bir itidal ile yola devam edilir. Çünkü bilinir ki insan kendi içindeki o gizli odayı keşfetmeden hiçbir gönülde yurt edinemez.

Oysa aşk dediğimiz şey bizi bize gösteren bir ayna değil miydi? Gözlerimiz ne zaman bu kadar kör oldu, ne zaman kendi yansımamızdan korkar hale geldik?

Gözlerin körleşmesi, bakışların dışarıya, o görünür ama kof dünyalık hesaplara çevrilmesiyle başladı. İnsan, karşıdakinin derinliğinde kendi hakikatini okumak yerine, o aynayı sırrından kazımayı seçti. Oysa o aynada beliren şey sadece sevgilinin yüzü değildi ki. İnsanın kendi gölgesi, kendi eksikliği, kendi hamlığıydı. Hakikatin yüzleşmesi ağır gelince, bakışlar o berrak sudan çekildi ve yerini nefsani telaşlara, konfor arayışına ve kırılma korkusuna bıraktı.

Aşkın ışığı söndüğünde, insan kendi içindeki o gizli odanın kapılarını da karanlığa kilitledi. Oysa göz görmek istediği kadar görür, gönül ise körleştiği nispette hakikatten uzaklaşır. İfrat ile tefritin arasında savrulan adımlar, nihayetinde kendinden kaçışın adımlarıydı. Şimdi ne o aynada bir suret bulmak mümkün ne de o körleşen gözlerle kalbe giden yolu seçmek... Geriye sadece, kendi içindeki o derin sessizliğe ve itidale sığınarak, hakikatin yeniden tecelli edeceği günü beklemek kalıyor.

Bu konuyu konuşurken “Ya bu yaşadığımıza aşk diyeceğiz ya da aşk bu dediğimiz şeyi yaşayacağız” dedi bir dostum.

Çünkü aradaki o belirsizlik ne tam teslim olabilen ne de tamamen çekip gidebilen bir ruhun kendi kendini aşındırmasından başka bir şey değil. Aşk, yarım porsiyon kabul etmez. Ne dünyalık hesapların gölgesinde sığınak olur ne de korkuların arkasına saklanan bir vazgeçişe adını verir. Ya o aynaya bakacak cesareti gösterip gördüğün hakikatle yola devam edeceksin ya da yüreğindeki o yüksek tanımı bizzat eyleme döküp hakkını vereceksin.

İkisinin arasındaki o tereddüt alanında kalmak ne itidaldir ne de sükûnet. Sadece aşktan da kendinden de kaçmaktır. Bakışların körleştiği, hesapların çoğaldığı bir yerde durup hâlâ aşktan bahsetmek, kendi yarattığın bir yanılsamaya sığınmaktır.

Artık kararın eşiğindesin. Ya yaşadığın bu nehir yatağını olduğu gibi kabul edip adını koyacak ve yükünü üstleneceksin ya da kalbinde taşıdığın o katıksız, o teslimiyet dolu aşkın hakkını verip hikâyeni baştan yazacaksın. Arada durmak, sadece o berrak suyu bulandırmaya yarar.

Nihayetinde kelimeler tükenir, hesaplar kapanır ve insan kendi hakikatiyle baş başa kalır. Aşk ne yarım yamalak hislerin sığınağı ne de ürkek adımların yoludur. Ya her şeyinle o ateşe yürür ya da kendi sessizliğinde kalbini muhafaza edersin.

Ne yazık ki gözlerin körleştiği, aynaların buğulandığı bu çağda kendi gölgenden kaçmayı bırakıp itidali ve teslimiyeti seçtiğinde düğüm çözülür. Artık ne geçmişin ağırlığı kalır ne de geleceğin telaşı...

Yol bellidir. Ya yaşadığına aşk deyip yükünü cesaretle omuzlayacak ya da kalbinde yaşattığın o aşka yaraşır bir hayatı seçip yoluna devam edeceksin.

Gerisi sadece rüzgârın sürüklediği birer yaprak, zihnin kendi kendine yaptığı birer yankıdan ibaret.

Yazıyı Beğen :     0
Paylaş :