TERSİNE MÜHENDİSLİK

TERSİNE MÜHENDİSLİK

SERKANT DERVİŞOĞLU

İnsan zihni ne enteresan... Durduk yere kendine iş çıkarabilme kapasitesine sahip. Varsayım üretip senin zayıf olduğun ya da kişisel menfaatlerine uygun olsun, ya da korkularından bir şey olsun, hemen çalışmaya başlıyor. Akabinde de bin türlü olasılığı alıp gerçekleşmiş gibi sana yaşatabiliyor ve bedenin de buna ayak uyduruyor. Aslında çalışma şekline bakınca müthiş bir şey. Kötü olan ise kontrolsüz bir şekilde seni ele geçiriyor.

Geçirmesin artık, yeter değil mi küçük prens? Ömür belli; Allah katında belli, bizim katımızda da ortalama yaş belli. Daha ne diye bu fırsatı verelim bu yaramaz çocuğa?

Şimdi "yaramaz çocuk" dedim ama nasıl ki bir yaramaz çocuk aşırıya kaçtığında etrafındakilere rahatsızlık vermeye başlar, bu da verir; hem içsel verir hem de dışsal.

Hazin bir hadise vardır İslam tarihinde. Bir ümmet, kendi içinde cennetle müjdelenmiş kişiler, birbirlerine karşı olup savaşmadılar mı?

Bir vehim saman alevi gibi büyümedi mi?

Kime ne diyeceğimizi şaşırdık. Yukarısı bıyık, aşağısı sakal. Hepsi bizim ama durum enteresan. Elbette kesin bir hat çizerek diyeceğini diyenler oldu. Lakin vehmin getireceği sonuçlar çok masumane kalmayabiliyor. En büyük zararı ise vehmi yaşayan görüyor; ondan sonra etrafına sıçrıyor, eski İstanbul yangınları gibi.

Allah muhafaza.

Fitnenin, yani ekilen tohumun, gübreyle beslenerek sağlıklı hüsnüzanlar çıkarmayacağı meçhul değil. Oradan nasıl bir mahsul bekliyorsun ki zaten? Emin olun dostlar, hayvanlar bile yemez o mahsulü. Çünkü hayvanın bile tabiatında önce koklamak, sonra yemek vardır. Yani azizim, sen hayvan bile değilken nasıl koklamadan atlıyor da yiyorsun?

Geçenlerde bir hadis-i şerife denk gelmiştim: "Mümin aynı delikten iki kez ısırılmaz." Sonra kendi kendime dedim ki, Cenab-ı Hak Azîmüşşânda bizlere bari "Müslim oldular" desin; "Mümin oldular" demesinler diye Efendimize gelen serzenişte bulunanlara söylüyor. Müslim, mümin... Tabii ki hedef mümin olmak, elbette. Ama bu hadisten sonra aklıma şu geliyor: İnsan, müminlik yolculuğunda kendisini tartmak için bu hadise bakabilir. Aynı hatayı iki kez yapıyor muyum? Aynı şekilde ikinci kez kandırılıyor muyum? Aynı şekilde yakınlarımın baskısına dayanamayıp hak olanı engelliyor muyum ya da görmezden geliyor muyum? Aynı şekilde duygularıma yeniden düşüyor muyum? Aynı şekilde menfaatlerimi gözetiyor muyum? Bu mevzu uzar ama şu sağlama cümlesi uzamaz: İnsan için bu muhasebe, müminliğinin delillerinden biridir. Olağanüstü bir mihenk taşı bu söz.

Şimdi azizim, etrafında ve özellikle kendi içinde dönen bu fitneye, vehme tekrar tekrar izin mi vereceksin? Değer mi? Gerek var mı? Neden korkuyorsun? Neden endişe ediyorsun?

İkincisi, yukarıda bahsettim; oraya bağlayayım. İnsan bu kadar kontrolsüz bir şekilde vehim çukuruna düşüp dikey sıçrama yerine aşağıların aşağısına düşebiliyorsa, kontrollü bir şekilde hüsnüzanla gözünü ve gönlünü hak olana çevirip yukarı çıkarmak için de bir oto kontrol yapabilir.

O zaman sen de elini masaya vurup, bin türlü varsayım üretip seni yoran, bağışıklığını düşüren, kaybetme ve rezil olma duygusuna sebep olan şeylerin yerine adaletli, haktan yana davranan; söylediklerini yaşayan bir kudretle hem kendi bedenine, hem o koca yürekli kalbine, hem de etrafına hakiki bir aydınlık sağlayan hâle gelirsin.

Tersine mühendislik gibi düşün, küçük prens.

Yazıyı Beğen :     0
Paylaş :