TİLAVET Mİ EDİYORSUN KIRAAT MI?

TİLAVET Mİ EDİYORSUN KIRAAT MI?
UĞUR CANBOLAT

AHLÂK-I HASENE erleri tüm dikkatini yüce kitabımız Kur’an-ı Kerim üzerinde yoğunlaştıranlar arasından çıkarlar. Onlar bu hususta çok ciddidirler. Bizim gibi genel bir bakış ve yüzeysel bir anlama ile yetinmezler.

Sürekli bütünü kavramaya kendilerini adarlar ve en önemli hayat uğraşları haline getirirler.

Bu elbette tembelliğe pirim vermemekle mümkün olur.

Bildiğinle yetinmeyip daha ötesini murat etmekle gerçekleşir.

Duyduklarını kâfi, okudukları yeterli görmeyip tam ve sahih bir Kur’an talebesi olmakla gerçekleşir.

Bu sebeple bizlerin yakındığı “Bunu nasıl yapacağız ki, Arapça bilmiyoruz, bu yaştan sonra nasıl başaracağım” gibi yakınmalara yüz vermezler zira yaşadığımız çağın sunduğu onca imkânı nasıl başka alanlarda kullanıyorlarsa bu alanda daha fazlasını elde etmek için çabalarını güçlendirirler.

Güzel ahlak yolcuları ilk önce bizden farklı olarak yüce kitabımızla sadece bilgi ilişkisi kurmakla yetinmezler. Elbette sarsılmaz ve güvenilir tek rehber ve kesin bilgi kaynağı yani ilim membaı Kur’an’dır. Bu hususta nefsinden gelen gevşeklik önerilerini dikkate almayıp yırtıp atarlar. Ama bununla yetinmezler. Vahiy ile bilgi ilişkisinin yanı sıra bilinç ve hidayet ilişkisi de kurarlar.

Bilinç ve hidayet ilişkisi kurulmadığında öğrenilenlerin hayata yansımayacağını, sadece başka yerlerde anlatıp dikkat çekmekten öteye gidilemeyeceğini çok iyi bilirler.

Bu nedenle tilavet etmekle kıraat etmenin farklı şeyler olduğunun idrakini önemserler.

Biz kıraat edenler sadece secde âyetlerini okuduğumuzda üzerimize gelen borcu secde ederek ifa ederken Kur’an-ı Kerimi kıraat etmekle yetinmeyip aynı zamanda tilavet eden yüksek erdem yolcuları her âyetin gereğine secde ederek yani emre itaat ederek yerine getirirler.

İlahi emirleri bir bütün olarak anlayıp yüklenirler ve icra ederler.

Bu onların ilahi buyrukları herhangi bir metni okur gibi okumayıp manasını tilavet ettikleri anlamına gelir. Kıraati, bir metni dil bilgisi kurallarına göre okuyup seslendirme şeklinde belirlerken tilaveti anlama, amel etme ve takva amaçlı olarak anlam okuması olarak kabul ederler. Onlar için tilavet öğrenmek için okumak iken kıraat okumak için öğrenmektir. Yine aynı şekilde güzel ahlak yolcuları kıraati fazilet elde etmek, derece almak ve sevap kazanmak olarak tanımlarken tilaveti tefekkür, tezekkür ve tedebbür olarak konumlandırırlar.

Yani Hakk kelamına lafız öncelikli olarak değil anlam öncelikli olarak yaklaşırlar ve bunu yaşamlarının ilk sırasına alırlar.

Kur’an’ı yalnız başkalarına veya ölülere okumak yerine kendilerinin ölü olarak kabul ettikleri akıl ve kalplerine okurlar ve bununla hayat bulmayı önemli sayarlar.

Ahlâk-ı Muhammedî üzere hayat sürmeyi birincil amaç olarak belirleyen bu kişiler;

Tefekkür etmeyi ânı düşünmek,

Tezekkür etmeyi geçmişi düşünmek ve hatırlamak,

Tedebbür etmeyi ise geleceğe yönelik düşünme olarak tanımlayıp yüce kitabımızı bu üç ilkeyi birlikte çalıştırarak anlamayı öncelerler. Bunun örneklerini sevgili peygamberimizden alırlar. O’nun Nebevi uygulamalarından asla kendilerini uzak düşürmezler.

Ey hakikat yolunun kendisine Kur’an’ı anlamayı hedeflemiş dikkatli yolcusu!

Kur’an hayat kitabıdır.

Sende güzel ahlak yolcuları gibi istikametini Kur’an ve Nebi eksenli belirlemek ve mesafe almak istiyorsan artık yüzeysel bir okuma ile yetinmemelisin.

Onlar gibi sadece secde âyetlerinde fiziksel secde ile yetinmeyip tüm buyruklara uyup emirleri yerine getirerek ve yasaklardan kaçınarak anlam secdesi yapmalısın.

Geçmişi, ânı ve geleceği aynı anda düşünerek sağlam bir tefekkürle ilerlemelisin.

Usulüne göre okumak ve seslendirmek olan kıraat ile yetinmeyip anlamına nüfuz etmek olan tilavet üzere okuyarak yüklendiğin kulluk vazifeni başka bir pâye beklemeden ve sevap tüccarlığına prim vermeden sahabe efendilerimiz gibi hayata katıp uygulayarak yaşamalısın.

Ki, kıraat ile tilaveti ayrıştırmanın gereği budur zaten.

Yazıyı Beğen :     0
Paylaş :