TAŞLADIĞIMIZ ŞEYTAN NEREDE?
TAŞLADIĞIMIZ ŞEYTAN NEREDE?
UĞUR CANBOLAT
AHLÂK-I HASENE erleri, soyut ve somut olguları birbirinden vahyin ışığıyla çözmüş insanların arasından çıkarlar. Bunlar ayrıştırılamadığında zihin ve kalpte bulanıklık olacağından tüm tanımlar karışacak ve hedef şaşacaktır. Bu sebeple güzel ahlak yolcuları yüce kitabımızda seksenden fazla yerde geçen şeytan nitelemesini sadece kelime anlamı ile bırakmaz aynı zamanda kavram olarak ele alır. Buna kendisini mecbur görür. Zira eksik bilgi ve burada yapılacak yanlış bir tanımlama sonuca etki edecektir. Gayretlerin boşa gitmesi söz konusu olacaktır. Ayrıca bu yanlışlık zincirleme reaksiyonlara sebebiyet verecek başka yanılgıları da arkasına dizecektir.
Yüksek erdem yolcuları için gerçeklerin gerçeği ilahi vahiydir. Her an hatırımızda ortaya çıkan problemlerin çözümü için hatırda tutulan zikirdir. Seçkinci bir kibir davranışıyla sadece arzu edilen kimi hususlarda kendi verdiği zanni kararını onaylatmak amacıyla başvurulan bir kaynak değildir. Ahlâk-i Muhammedî ilkelerine göre kendini konumlandıran bu kişiler vahyin dışında elde ettikleri zanna dayalı bilgileri sanki doğruymuş gibi pekiştirmek hevesiyle onay almak için çekiştirmezler. Bu sakıncalı yaklaşım kişinin zihnini ele veren tehlikeli bir şeytani anlayıştır.
Güzel ahlak yolcusu şeytanın tuzağına yakalanmamak dahası şeytanlaşmamak için azami dikkat gösterir. Zira zihni bulanıklaşan kişi bu yakalandığı şaşılık sebebiyle şeytanı yanlış yerlerde taşlıyor olabilir. Bunu büyük bir şevkle de yapabilir. Zaten şeytanın ondan istediği de budur.
Ahlâk-ı hasene erleri evvela kesin bilgi ve zanni bilgi ayrımını sahih ilkelerle yapar. Doğru bilginin kaynağına şüphe barındırmayan bir netlikle inanır. İlkelerini kavrar. Kur’an-ı Kerim’den karşılıklarını bularak ilerler. Ardından zanni bilgi üzerine yoğunlaşır ve çözümlemeler yapar. İlahi olan ile beşerî olanı birbirinden ayırır. İkisini eşit tutmak gibi şirkin kapısını açan bir hadsizlikten şiddetle kaçınır.
Zanni bilgiyi tanımlarken vahyin bize sunduğu veri olan İblis’in Hazreti Âdem ile olan muhaveresine kadar gider. Oradaki ayrıntılara ve inceliklere odaklanır. Böylece şeytanın kesin bilgiye zanni bilgiyi nasıl katmaya çalıştığını görüp teşhis eder.
Hatırlanacağı üzere Rabbimizin yaklaşılmaması hususunda koyduğu yasağa şeytan itiraz eder gibi görünmez. Onu tartışmaz. Zira maksat tereddüt oluşturmak, şaibe bulaştırmak, doğru ve kesin bilgiye vehim katmak demek olan vesveseye yönelir. “Seni bu ağaçtan neden mahrum edildiğini söyleyeyim mi?” mealinde bir sözle odak değişimi yaparak yaratıcımızın kesin olan emrini kendi zanni bilgisi ile açıklamayı önerir. Secde etme meselesinde de sorulan soru “Neden emre itaat etmediği” iken yaratılış malzemesi üzerinden yaklaşıp odağı değiştirerek tartışmaya yeltenmişti. Ateşin topraktan üstün olması fikri gerçeğe yani ilahi bilgiye dayanmıyordu. Kendi zannıydı. Âdem babamızla olan konuşmasında da mevzuyu kenara çekip iyi bir şey söyleme edalı hileli yaklaşım söz konusuydu.
İşte güzel ahlak yolcusu tüm bu bilgileri Kur’an’dan açık bir kalp ve işleyen bir akıl ile tahsil ettiğinden şeytanı somuttan soyutlayarak zihinde dolaşan, görülmeyen, yakalanamayan, kanımızda dolaşan muhayyel bir varlık olarak ele almaz. Görmediği, itiraz yükseltemediği, teşhis edemeyeceği bir varlığın ruhumuzu esir alması sonucu içine düşülecek günahlar için Rabbimizin sorgulamasını adalet ilkesiyle telif edemeyeceği ve bunun O’na yakıştırılamayacağını bildiği için vahiyde zikredilen iki örnek üzerinden onun davranış şeklini çözümler ve buna göre tanımını yaparak aramızdaki şeytanları görür.
Yüksek erdem yolcusu için kesin gerçek bilgi olan vahyi anlam değişimine tabi tutmak için onu kenara çeken, kendi zanni bilgisini ona katmaya çalışan herkesi; şekli, görüntüsü, rütbesi, payesi, toplumdaki konumu, etkisi ve söylemi ne ve ne şekilde olursa olsun onun şeytan olduğunda tereddüt etmez.
Ey hakikat yolunun yanlış yerlerde şeytanı taşlamayı bırakan vahiyle dirilmiş yolcusu!
Eğer sen de güzel ahlak yolcuları gibi gerçekten şeytandan arınmak istiyorsan gerçek bilgiye zanni bilgiyi katmanın şeytanlaşmak demek olduğunda tereddüt etmemelisin. Görünmez şeytanı aramaktan ve hayali taşlar atmaktan vazgeçip taşlamanın kadim simgesel anlamlarını da unutmadan hareket etmelisin. Bilmelisin ki ispatlanması gereken bilgi zanni olandır. Gerçek bilgi olan vahyin buna ihtiyacı yoktur. Ayrıca beşerin takati buna yetmeyecektir. İman ehli zaten buna itikat etmiştir. Bu sebeple kesin bilgiden zanni bilgiye gitmenin şeytanlık olduğunu unutmamalı ve taşlarını boşluğa atmamalısın.
Doğru bilgilerin arasına zannilik katmanın şeytanlık olduğunu şuura getirerek bunu yapanları her kim olurlarsa olsunlar kendilerini nasıl sunduklarına itibar etmeden kararını vermelisin.
Kesin bilgiye mikrop katmanın kalbi enfekte edeceğini, iman bünyesini bozacağını unutmamalısın.
Allah bilgisi vahiydir, kesindir, aksine ihtimal vermez. Vesvesenin kesin bilgiye kuşku karıştırmak olduğunu ve bunu insan şeytanların yaptığını görüp teşhis etmelisin. Yasak ağaca yasak değil demiyor ama “Neden yasaklandığını söyleyeyim mi?” diyerek kuşku katıyor ve kendini “Biz nasihunlardanız” diyerek şeytan olduğunu inkâr edip nasihatçiler, ıslah ediciler olarak konumlandırmasını ve günümüzdeki ete kemiğe bürünmüş temsilcilerinin de aynı şablonu kullandığını fark etmelisin. “Seni kötü bir şey yapmaktan alıkoymak için söylüyorum” şeklinde cümlelere olan aşinalığımız artık onları fark etmemiz için yeterli olmalıdır.
Kesin bilgi hakkında bulanıklık oluşturmaya çabalayan bu şeytanları daha ne kadar soyutlayıp buharlaştırarak görünmez sayacaksın? Daha ne kadar taşlarını yanlış yerlere atarak israf edeceksin?










Yorumlar