HUŞU
SERKANT DERVİŞOĞLU

Hayatımda hiç olmadığı kadar insanın boyun vermemek için uğraştığını gördüm. Ne içindi? Kimisi ulvî amaçlar için, kimisi taşıyamadığı mevkii için, kimisi imajı için, kimisi de özgürlüğü olduğunu sandığı için direniyordu. Neyse ki her şeyin bir sonu vardı ve bunlar da geçti gidiyor. Bir film gibi seyrediyoruz olan biteni. Elbette bunda bir hayır vardır. Taşların yerine oturması için ya da senin bundan ders alacağın şeyler için, ya da böyle olması gerektiğindendir; ki öyledir… Mutlak olması vacip olduğu için. Zaten her şeyi mutlak olarak anlamamız da gerekmiyor.

Bunu bir çeşit domino taşı gibi düşün küçük prens…

Bir taş itiliyor ve gerisi geliyor. Muazzam değil mi?

Hiç içinde bir his hissetmeden sadece izledin mi? Sadece bir olaya gözlemci olarak katılmak gibi… Huşu içinde. Yani “iyi mi olacak, kötü mü olacak” diye düşünmeden; kalbinde endişe, korku, telaş, tereddüt olmadan…

Bununla ilgili bir olay anlatacağım. Vaktiyle bir hocayla çalışıyordum, hocanın da uçağa yetişmesi gerekiyordu. Çalışma vakti bitti, o sırada birileri sorular sormaya başladı. Baktım uzuyor, soru soran kişinin umurunda değil; derdini anlatıyor. İçimde kıpırdanmalar başladı: “Ya yetişemezse? Bu da nereden çıktı? Neden lafı uzatıyor?” Dayanamadım, hocaya gittim: “Hocam, uçağınıza geç kalacaksınız.” dedim. Hoca bana baktı, gülümseyerek: “Endişe etme, yetişiriz.” dedi ve sohbete devam etti. Yahu bu ne rahatlık be adam! Tabii ne oldu? Yetişti uçağına. Buradan çıkarılacak mesaj şu: Elbette keşke yetişemeseydi de “Bak, dediğime geldin.” diyerek haklı çıkmak mümkün olsaydı; ama olmadı.

İnsanın nefsi çok garip; hep bir alternatif buluyor. Her şeyi bilen ve haklı görünen tarafta olmayı seçen kudretli bir yanı var.

Hocanın huşusu birçoğunuza saçma gelebilir. Kontrolcü ve güvenli alanda durmayı seçen bir tarafınız varsa, bu rahatlık benim iç sesimdeki gibi bir serzeniş barındırabilir. Eğer o huşuyu yakaladığınızda, geçmiş ve gelecek kaygısından uzakta, teslimiyetle bir duruş sergilediğinizde; sanki bir gözlemci gibi… Sonuçların sizin yararınıza ya da zararınıza olmasının önemi kalmadığında… Bu düşüncenin sizi meşgul etmediği ve hayatı cennet ya da cehenneme çevirmediği andan bahsediyorum, küçük prens.

Sizin şahit olduğunuz an, imanın ilk şartı gibi. Açıkçası bunu tarif etmek güç; herkesin farklı bir alanda bunu hissettiği bir durumu olmuştur. Allah bu anların sayısını ve oluştuğu şartları artırsın inşallah. Bu huzur, ayahuasca çayı içince “her şeyi anlayacağım” kafasının getirdiği çakma huşu değil tabii.

Ankaravî Dede’nin öyle bir tabiri var; “Her şeyin iki hâli vardır.” der. Efendim, mesela neye örnek vereyim… Melâmîlik mesela; taklidi ve aslı vardır der. Taklitle ancak rezil olursun böyle ulvî hallerde. Allah muhafaza.

Dede tabii kibar adam, “taklit” diyor; argo tabiriyle çakma hâli bu. Bir ara “Çakmahalin Dervişleri” diye şiir yazmıştım, aradım bulamadım. Birisine okudum, “Hindistan’ın neresinde bu yer?” dedi; Çakmahal’i bir yer zannetmiş. Gerçi o niyetle yazmıştım, yani inandırıcı olmuş. Tabii diyemedim “Kelime oyunu yapıyorum.” diye. Ama hızlıca söyleyince kulağa öyle geliyor: Çakmahal… Yani yutturabilirsiniz.

Bu “kimseye boyun vermeme” kısmına dönecek olursam; uzun süredir düşünüyorum, zihnimi meşgul ediyor aslında bu durum. Eğer Hz. İsmail gibi huşu içinde teslimiyetle boynunu uzatırsan, yani bu duruma razı olursan; sana bağ olan dünyevî yüklerden kurtulursun, geçici bağlardan sıyrılır ve ilahî emre de uymuş olursun. Bir kişinin boyun vermemesi ise, ona ne gibi mazeretler uydurursa uydursun, eşyadan kopamadığının delilidir.

Ey doğru yolda yürüyen dost, benden bir öğüt duy; "Dervişin işi gönül kanı ile başa çıkar, gönül kanı ile elde edilir." Bunu iyi bil ve inan ki, Allah gönlü yaralı dervişin duasını duyar, ve kabul eder. Ne olduğu bir türlü bilinemeyen o padişahı gönlünde bulunca, zenginleştin, azdan çoktan kurtuldun demektir. Bu aşk yolunda İsmail gibi kurban ol, sen koyun değilsen bir ermişe, bir veliye bağlan! Ona gönül ver! Sen Tebrizli Şems'in havasında yetiştiğin için boş yere şu hamları düşünme, onları kendi hallerine bırak!

Divan-ı Şems (c. III, 1237)

 

 

Yazıyı Beğen :     0
Paylaş :