KÖLE TACİRLERİ

KÖLE TACİRLERİ
SERKANT DERVİŞOĞLU

İnsanlık tarihinin en kaotik, gurur incitici, aklın alamadığı; gönlü bir yıkıma sebep olacak kadar ağır bir trajedisi olan kölelik mevzusu büyük bir yaradır. Sonuçları, toplumun bazı kesimlerinde talihsiz kuşun üzerlerinde gezdiği aileler ve bireyler için korkunç bir travmadır: ailelerinden, sevdiklerinden, yurtlarından koparılan insanlar… Kimler tarafından? Korkunç, vahşi; değişmekten ve yüzleşmekten korkan, konforundan çıkmak istemeyen, sadece kendini düşünenler tarafından.

Bu tacirler, başka kıtaları etkileyen bir iklim olayı gibi; ırkları birbirine karıştıran, başka bir neslin başka bir nesille karışmasına, tanışmasına zorunlu olarak vesile olan bir doğa olayı misali; bambaşka kültürlerin doğmasına ve belki de hayatında hiç nasip olmayacak şekilde âlemle yüzleşmesine sebep oldular bu zavallı insanlar üzerinden. O an olmasa bile, zaman içerisinde kendiliğinden evrimleşti.

Acıydı elbet süreç. Mevcut düşünme sisteminin alamayacağı bir mantıkla yapıldı olanlar. Tüyleri diken diken eden, gözlerin ve kulakların dayanamayacağı şekilde katledilen; işkenceye maruz bırakılan, istismar edilen, kullanılan insanlar… Kendi ihtiyaçlarının sınır tanımayacağı şekilde.

Bir istatistiğe göre Afrika’dan Amerika’ya götürülen kölelerin üçte biri yolda ölmüş. Aman Allah’ım… Saymakla bitiremeyeceğimiz, kalemlerin yazmakla tükeneceği kadar hazin hikâyelerle dolu. Kutlu dinimiz bile yasaklamasına rağmen bir türlü bu hastalıktan kurtulamadı insanlık. Çok yakın, yüz sene evvele kadar Tarihi Yarımada’da köle pazarı vardı. Tavuk, koyun satmıyorlardı; insan satıyorlardı. Amerika’da İkinci Dünya Savaşı’na ve hatta biraz daha sonrasına kadar zencilere nasıl davranıldığı ortada.

Hapsolmuş insanlar… Dayatılmış kurallar, “benim gibi bakman lazım” diye zorlamalar. O da yetmezmiş gibi, bundan sonrasını kendi kendimize “öğrenilmiş hakikatler” diye benimseyip; kraldan çok kral rolüne girerek yaptığımız şuursuz hâller. Bir yerden sonra kendi kendimizin hem kölesi hem taciri olarak sahnede yer alıp, kahraman gibi gövde gösterir hâle gelmişiz.

O kısıtlı yer, mağaramız; bizim işleri yaptığımız, kölesi olduğumuz yer oldu. Onu oradan çıkarmak istenildiğinde ise bir anda tacir pelerini giyerek, adeta superman gibi seni mağarasına çekip ehlîleştirmek isteyen bir tacire dönüşen bir zihin… Seni de kölesi hâline getirmek isteyen bir zihniyet. Onu her mağarasından çıkarmak istediğinde bir düşmanlık algısıyla düşünür; kırbacını, yani korkuyu devreye sokar. Oranın mukaddes bir alan olduğuna inandırarak, kırbacın sesiyle ve korku yaratarak sürekli bir tehlike, sürekli bir dikkat edilmesi gereken algı üretir. Manipülasyon kullanımı modern çağın köle tacirlerinin teknikleri hâline geldi küçük prens.

Dünya liderlerine bakın. Biraz üzerlerine gidildiğinde, mevcut durumun değişmesini ve kendi kurdukları sistemin bozulmasını istemedikleri için, bunu hissettirdiğinizde hep bir korku ve tehlike algısı yaratırlar ki kendileri orada hep dursun diye

Tabii artık iktidarların yaptıklarına pek bir şey yapılamıyor; arkalarında korkunç bir güç var. Elbette bu oyunu yiyen de çok, yemeyen de. Yemeyenleri de başka taktiklerle korkuturlar; herkesin anlayacağı şekilde. Ne üzücü…

İktidarlar yaptığı kadar, insan ilişkilerimizde de buna maruz kalırız. Bize öyle şeyleri “normal” diye dayatmışlar ki: hep şöyle olur, böyle yap, şu bu… Hâlbuki din, insanın değişmesi ve özgürleşmesi için geldi. İnsanları yönetmek ve birkaç kişiye hizmet etmek üzere yontulmuş adet ve dinleri yıkarak bireyi hür yapmak istedi.

Hayatımızda bunu hâlâ yapmakta olanlara karşı mesafe koyamayacak mıyız? Ya da daha doğrusu, bunun farkında mıyız? Hâlâ böyleleri var mı diye… Ya da bizde var mı böyle düşünceler? Hiç düşündük mü? Kendimizi nasıl köle ve tacir yaptığımızı düşündük mü? Neden bu kadar yükle geziyoruz; neleri hesap ederek ve önemli hissettireceğiz diye kendimize ve etrafa zorbalık yapıyoruz?

Bu kul hakkı değil mi? Başkalarına yaptığın bu zorbalık ve dayatma; sırf sen mağarandan çıkma diye İsrail gibi etrafa bomba atman kul hakkı değil mi? En önemlisi: senin kendini bu hâle çevirmen, Allah’ın sana vermiş olduğu bu bedeni ve ruhu ne hâle getirdiğin kul hakkı değil mi? Senin kendine yaptığın zulüm başlı başına bir küfür ve kâfirlik değil mi? Başkalarına yaptığını söylemiyorum bile…

Tacirlerin çoğu bir şekilde yansıtma psikolojisiyle; yani hakkımızda düşündükleri ve insanların yaptıkları şeyleri bize gösterir gibi yapsalar da, aslında bunlar onlarla ilgilidir. Çünkü bunların âlemde varlık gösterebilmek ve yaşamak için düşmana ihtiyaçları vardır hep. Başarısızlıklarında da mağdur psikolojisine girerler; sonucunda bizi de huzursuz bırakacak bir hedef gösterip dış sebep bulurlar.

Kendimize bu zulmü yaptırmayalım ve yaptıkları şeyleri kendi hâline bırakalım. Anlamazlar onlar; çünkü domuzu banyoya sok, yıka; yine çıkar çıkmaz çamura koşacaktır. Değişim bütün canlılar için zor gelir ama neden tekrar çamura koşalım ki küçük prens?

Yazıyı Beğen :     0
Paylaş :