BEN MERKEZLİ TEVHİT DIŞI FON
BEN MERKEZLİ TEVHİT DIŞI FON
SERKANT DERVİŞOĞLU
Geçenlerde bir tanıdığımla sohbet ediyordum. Uzun uzun konuştuk; ilişkilerde yaşanan sıkıntılardan bahsetti biraz. Sonra, “İnsanlar tanışıyor, bir yatırım yapıyor,” dedi. “Sonra o iş olmuyor. Bir sebepten… Her şey olabilir tabii ama bir şekilde olmuyor,” derken açıkçası bir lafına takıldım; istemeden ama çok tuhafıma gitti.
“Bir şey soracağım,” dedim. “Karşı taraf yatırım yapıyor dedin, evet,” dedi. “Ne demek yatırım? Neyi kastediyorsun? Aptal değilim, anlıyorum ama gerçekten doğru mu anlıyorum, onu anlamak istiyorum,” dedim, Küçük Prens.
Dedi ki: “Sana zaman, para, şu bu… Neyse artık, bir yatırım yapıyor ve onun karşılığını almak istiyor.” Bir de sen onun istediğini vermeyince — beklentisi neyse artık — nispetince boşa giden bir ticaret gibi öfke, serzeniş, bir çöp dolusu duygu patlaması…
Kapitalizm, ilişkilerimizi; yani en insani, en samimi olduğumuz alanda bile, daha ilk mesajı atarken taksimetreyi çalıştırdığı bir ortamda… Böyle bir zeminde nasıl sağlıklı bir ilişki kuracağız? İlişki kurmaktaki amacımız ne? Her şeyi para nispetince mi ölçeceğiz?
Dostluklar, arkadaşlık, muhabbet; küçük bir sohbet, güler yüz… Senin beklentin yerine gelmese bile bu âlemde özne sen misin ki böyle sakat bir düşüncenin içine düşüyorsun?
Şimdi aksiyon hayatımızda şu tarz diyalogları çok duyarız: “Ahlak bitti, para için aileni bile satarsın.” Ve artık bu tarz cümleleri o kadar normal söylemeye başladık ki, bunu kabul eder, normalleştirir olduk. “Ne demek yatırım yaptım?” Yarın çocuğun olsa, “Sana o kadar yatırım yaptım, artık bunun bir geri dönüşü olmalı, hadi bakalım,” mı diyeceksin?
Aklım almıyor hakikaten. Eskiden evlenenlere “Bir yastıkta kocayın,” denirdi; iki kişi birliği yakalasın, tevhid olsun diye. İnsan olmanın fazileti orada yatar zaten: birliği yakalamakta, her alanda. Bizi hayvandan ayıran şeylerden biri de odur. O yüzden şöyle bir ayrım yaparız: Hayvanların cinselliğine çiftleşme, insanların vuslatına birleşme denir. Kendimize soralım: Çiftleşiyor muyuz, birleşiyor muyuz?
Yatırım kelimesine takıldım. Peki şöyle düşünelim: İster aşikâr olsun ister gizli… Yukarıda insanın insanla ilişkisini konuştuk. Tanrı’yla olan ilişkisinde kul olduğunu iddia eden biz fanilerin zihin dünyasında nasıl bir yatırım hesabı var acaba? İbadetlerini ve kendince mukaddes saydığı faziletlerini nasıl bir faize koydu da ahirette cennet olacağına dair bir kurguyla yaşamına devam ediyor?
Sen zannediyor musun ben yatırım yapmıyorum, Küçük Prens?
İnsan, yaptıklarının bir karşılığı olsun ister. Görmek, görülmek, işitilmek, fark edilmek; mükâfatlandırılmak, onore edilmek… Varlığı kanıtlansın ister. Ve bunun üzerinden bir “emeklilik ikramiyesiyle” güzel bir yer satın alıp ömür boyu orada yaşamak hayali, her canlının arzusudur.
Datça’da bir yazlık ya da bir dağ evi, yahut yaylada huzurlu bir hayat… Artık nasıl bir hayalin varsa. Çünkü çalıştık, vergimizi ödedik; çocukları da yetiştirip ev bark sahibi yaptık. Yeter artık, değil mi?
Herkes neye inanıyorsa, oraya olan inancını kendi vicdanına yedirerek rahatladı da. Artık huzur vakti; temettüler de alındı.
Şunu anlıyorum: Sen her şeyi ama her şeyi — içsel ve dışsal olarak — Allah için değil, kendin için yapmışsın. Bunların hepsi senin bir yatırımının sonucu olmuş. Bu âleme, varoluşuna bir aldatmaca ve ticari bir ilişki kurarak bakmışsın. Verdiğin zekâttan, sadakaya, kestiğin kurbana; kaza namazlarından amel-i salihe kadar…
Sence bu yatırım bir fon olsa adı ne olurdu, Küçük Prens?











Yorumlar