AKTİF MERHAMET BİLİNCİ
AKTİF MERHAMET BİLİNCİ
UĞUR CANBOLAT
AHLÂK-I HASENE erleri, eylemsizlik merhamet belasından kurtularak aktif merhamete geçiş yapabilenlerin arasından çıkarlar. Gönülleri aktif merhametle dolup taşar. Bakışlarında, duruşlarında, özlerinde ve sözlerinde merhameti taşırlar.
Eylemsiz bir duygulanımdan uzaktırlar.
Güzel ahlak yolcuları bu kıvamı tutturabilmek için niyetlerini halis tutarlar. Gönüllerini başka güzel gönüllerle harman ederler. Ruhunu direnişin kıyamına kaldırırlar.
Yüksek erdem yolcuları için merhameti sıradan, öylesine bir acıma duygusu olarak tarif etmeyi büyük bir yanlışlık olarak görürler. Merhamet; edenin üstte, merhamet edilenin altta olduğu —yani bir ast ve üst ilişkisinin yaşandığı— bir durum değildir onlara göre. Üzülme veya acıma duygusuna tek başına merhamet demezler.
Hatta bazen acınma duygusunun insana iyi gelmeyeceği, ona kendisini kötü hissettireceği; çünkü karşı tarafın kendisinden yüksek, kendisinin ise aşağıda olduğunu hissetmesine yol açacağını bilirler. İnsanlık eşitliğinde terazinin yanlış tarttığını gören güzel insanlar, bundan insanlık adına mutlu olmazlar.
Ahlâk-ı hasene erlerinin anlayışına göre merhamet kalbe sığmaz; kalbe sığdırdığımız yalnızca üzüntüdür. Aktif merhamet ise kalpten taşan, kalpten saçılan, kalpten yayılandır; elleri tutan, saçları okşayan, yetimin başını sıvazlayan, imkanını paylaşandır. Merhamet bir güneştir; kalbimizi, aklımızı ısıtır, ruhumuzu ışıtır. Işımayan ve ısıtmayan bir merhamet, sadece bir iddiadan, işin retorik ve söylem tarafında kaldığının delilidir.
Güzel ahlak yolcuları, güneşin eylemliliği gibi, tam vaktinde ve olması gerektiği zamanda; hiç kekelemeden, tatile gitmeden, eylemsizliğe düşmeden merhametin uygulayıcıları ve ikame edicileri olmaya kendilerini mecbur hissederler.
“Eğer merhamet kişiyi harekete geçirmiyor, bir eyleme dönüştürmüyorsa, orada kavramsal bir problem vardır diye düşünürler.
İşte bu noktada infak ve amel-i salih kavramları öne çıkar. Paylaşım dediğimiz infak, gerçek bir merhamet eylemliliğidir ve nifaktan, içsel fitnelerden kurtulmanın çaresidir. Allah’ın bize ihlaf ve ihsan ettiklerini diğer kullarla paylaşmak, onların hayatlarını kolaylaştırmak bir aktif merhamet eylemidir. Aynı şekilde salih ameller de aktif merhamet bilincinin birer yansımasıdır.
Amel-i salih; kişisel kalmayıp başkalarına faydalı olan, onları rahatlatan, gönüllerindeki hüznü ve kederi kaldıran, olumsuz hallerden çekip çıkartan aktif eylemliliktir.
Anadolu’nun kadim imece ahlakı, tam da bu aktif merhametin somut bir örneğidir. Birinin tarlasında veya harmanında işinin geri kalmasını diğerleri kendilerine bir ayıp sayar yardıma koşarlardı. Merhametin eyleme geçmesi, aktif hale gelmesi işte budur. "Bana mı kalmış, nasıl olsa biri yapar" yanılgısı ya da sadece kuru bir üzüntüyle yetinmek insanı sorumluluktan kurtarmaz.
Merhamet eylemliliği aynı zamanda aktif bir dinleyici olmayı, birisi bize içini dökerken ona değer vererek, sözlerine kalbimizi açarak dinlemeyi gerektirir. Keza, hasta ziyaretlerinde bulunmak, ihmal ettiklerimizi arayıp sormak, onlara varlıklarıyla mutlu ve zengin olduğumuzu hissettirmek de eylemli merhametin parçasıdır. Serbest iyilikler yapmak, tanımadığımız birinin kalbine dokunmak, sadaka taşları ahlakında olduğu gibi sağ elin verdiğini sol ele göstermeden yardım ulaştırmak bu ahlakın esaslarındandır.
Gösterdiğimiz her aktif merhamet, aslında ayna metaforunda olduğu gibi insanın kendine gösterdiği merhamettir; kendini insanlaştırması, beşeriyetten çıkıp adamlığa ve dervişliğe yükselmesidir.
Kendimizde var olduğunu düşündüğümüz merhameti, sevgiyi, aşkı ve muhabbeti kendimizde yeniden arayıp bulmamız, doğruysa pekiştirmemiz, eksikse tamamlamamız gerekir. Aktif merhamete, eylemli merhamete geçmek bir farkındalıktır ve her farkındalık, esasen bir sorumluluktur.
Ey hakikat yolunun aktif merhamet bilincine ulaşmak isteyen yolcusu!
Eğer sende güzel ahlak yolunda menzile ulaşmak istiyorsan aktif seven, merhameti ve şefkati eylemli olarak gösteren, güzelliklere açılan has bahçelere erdemle yürüyen bir muhabbetin sahiplerinde olmalısın.
Üzülmekle yetinmemelisin. Zorda olanı gördüğünde canın sıkılmasını kâfi görmemelisin. Kötü haberler işittiğinde sadece yazıklanmakla geçiştirmemelisin. Suskun ve üzülme perdesinin arkasına saklanmış bir merhamet duygusuyla yetinmemelisin. Merhametini aktifleştirmelisin. Gölgeden çıkmalısın. Üzülmek, süzülmek seni ağır sorumluluktan kurtarmaz.
Aktif merhamet bilincine erişmek için çabanı arttırmalısın. Mü’mine eylemsiz merhametin yakışmayacağını bilmelisin. Kendini algı anaforunun içine atıp hile yapmamalısın.










Yorumlar